Ağustos 16, 2009 · Kategori: dost iline huzun_

Tut yüreğimin ellerinden


 

Tutukla beni rabbim,

Umuttan boşanıp boynumu büktüğüm yerdeyim

Kekremsi tatlar duyarım zihnimin sokaklarında

Küllenmiş sancıları hala çekerim dimağımda.

Acının beşiğinden kucaklarım şefkati,

Eylülün ayazına rağmen bağrım ateşler yanar,

Aşka dair, kelama dair, sükûta dair…

 

Tutukla beni rabbim,

Avuçlarımdaki nedamet tohumlarını saçmadan yüreğime,

Kaçtığım her yönü sana getir,

Adımlarıma rağmen durayım katında.

Yorgun bakışların mezarı şimdi alın yazım

Metruk sevdaların toprağından beslenirken canım,

Tutukla beni rabbim; tek sana olsun esaretim.

 

Tutukla beni rabbim,

Can korkusu sarmışken zamanı,

Koyup gideyim avucuma sığdırdığım hayatı.

Vurgun yediğim ana ithafen öleyim yeniden,

Söylemeden aşk’ın sırrını,

Anlatamadan acının sabra dokunan tarafını.

 

Tutukla beni rabbim

Mahşer kadar yalnızlık kokarken içim

Yas tutsun ardımdan pervaneler.

A’rafın suskun yolcuları sürsün ayak izlerimi

Dualar dokunsun nefesime bir bir.

 

Tut ve kaldır beni rabbim,

Ayaklarımın sürçtüğü o vakti sileyim zihnimden

Sehven acının önünde diz çökmüşüm.

Tut ve kaldır beni rabbim,

Artık huzurunda kalayım

Kaygan zeminlere rağmen şöyle dimdik.

Yardımınla, yâr’lığınla….

 

nokta!

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (4) Yorum yaz!

Mayıse 8, 2009 ·

her dem aşk!



Aşk, insanın yüreğinde öyle uslu bir çocuk gibi dizlerini çöküp iki büklüm oturmaz. Aşk, harekettir; semâ etmektir. Göle düşen taşın akisleri kadar nettir aşk’ın akisleri, yansımaları. Aşk’ın tezahürü olarak yaratılan her şeyin yapı taşı olan atomun çekirdeğindeki elektronlar dahi durağan olmazken, aşk’ı stabil olarak düşünmek, ya da öyle yaşamaya çalışmak aşk’ın doğasına muhalefet olur.

 

Uzun süren kuraklıktan sonra yağmurla buluşan toprağın kokusudur aşk. Baharın gelmesiyle birlikte kelebeklere, kuşlara kavuşan tabiatın heyecanıdır. Sevenin heyecanından sevilenin yüreğine durmadan akan bir çağlayan gibidir aşk. Her katrede artan; her katrede yoğunlaşan, gücüne güc katan..Taşları ufalayan, dağları delen güçtür.

 

En sevdiği beldeyi bırakıp hicret edebilmenin adıdır aşk. En sevdiklerini paylaşan ensar’a o kutlu nebi’nin ‘’ben size kendimi bıraktım’’  sözüdür. Cansız sandığımız hurma kütüğünün kürsü olma şerefi elinden alındığı vakit ağlamasıdır aşk. Güvercinlerin, örümceklerin en kutlu aşık’ı koruma gayretidir. Ayakları şişinceye kadar kılınan namazdadır aşk’ın tezahürleri; ölünceye kadar savaşmaktadır. ‘’fidake ebii ve ümmii’’ diyebilen ashab’ın ahvâlidir aşk’ın âyinesi.

 

Geceyi dost iline hicrete vesile bilip yanmayı aşk’ın gereği bilen pervanenin halidir aşk. Yandığını fark edemeden ölümü kucaklamaktır. Fütursuzca yürümek, varacağın yeri sorgulamamaktır. Göz yaşının hesabını yapmadan ağlamaktır gecelerde. Elinde kalanın  hesabını yapmadan verebilmektir.Bir ihtiyaçtır aşk; bazen de muhtaç olduğuna bir iştiyaktır.

 

Bir bebeğin, sessizliğe bürünmüş etrafı süzerken ya da yalnızlık hissiyle sesini duyurmaya çalışırken annesini gördüğündeki heyecanıdır aşk. ‘’Hiçbir şey’’ iken, ‘’bir şey’’ olmasına vesile olana karşı bilmediği, tanımadığı, anlatamadığı bir bağlılıktır aşk.  Sıkıca tuttuğu elin, yanağını dayadığı yanağın kokusudur. Her yürek aşk’a gebe dünyaya gelir aslında; çünkü her bebek annesine aşık olarak dünyaya gelir. Belki de onun aşk’ına karşılık rabbimiz dilimizin kıyısını duayla süsler her dem. Yüreğimiz, onun için endişelenir, gayretimiz çoğalır. aşk’tandır ki yorulmak bilmez bedenimiz.

 

Yüreklerimiz ki kaygan zeminlerin yolcusudur. İnsanoğlu bazen muhtaç olduğunu sever, bazen de kendine muhtaç olanı… bazen de hiçbir karşılık beklemeden sever; her şeyine rağmen sever. Bitmeyen bir aşk’la bağlanır yüreğinin rengin(d)e..Muhtaç olduğuna olan aşk, insanın doğasındandır; bir yoksunluk, bir sığınma ihtiyacıdır. Oysa kendisine muhtaç olana olan aşk, benliğine, kendi var’larına olan bir tutkudur; insanın bu kaygan zeminde ayaklarını kaydırıverir.

 

Önce aşk vardı. Söz, aşk’a elbise olması için yaratıldı; ama söz yol aldıkça anladı ki aşk’ı anlatmaya ne gücü yeter ne de ömrü. ve sözün bittiği yerde yine aşk vardı. Ve…bugün maalesef ayağı kayan insanların durduğu çizgide; yani  insanlığın, insafın bittiği yerde yine aşk’ın iç sızısı var. Yine aşk var; nefesini tutmuş öylece izliyor ve soruyor onların sual kabul etmeyen yüreklerine ‘’ne zaman içlerinizde çırpınıp duran aşk’ı hatırlayacaksınız?’’


           Nokta!

 

           http://www.korpekalemler.com/subpage.php?s=article&aid=1467



Yorum (1) Yorum yaz!

Mayıse 5, 2009 · Kategori: dost iline huzun_

ah hüzün!


 ah hüzün!
sen çok yaşa!
yazık ki ölüyorsun.../a.ural
...
ya da öldürüyoruz içimizde seni farkına varmadan, sessizce....
nokta!

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Mayıse 4, 2009 · Kategori: vakt-i tefekkur

ah hayat elimden kayıp giderken....


Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Mayıse 2, 2009 · Kategori: vakt-i tefekkur

ey yar ko(r)kusu!


fotograf: nokta! / nisan 2006 / ist

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

« Önceki ::


Go to ImageShack® to Create your own Slideshow