Şubat 10, 2009 · Kategori: ANLA-silamayanlarin lisani_

Â’rafta merhametine dokunan kadın


Yağmur damlam,

oğlum Muhammed Ensar’a dua ile…

 

orada,

yalnızlığına entariler diken bir kadın

içinde gölgelerin savaşı,

yüreğinin süvariliğine güç olsun diye ellerini açmış,

kazanacağı günün yaklaşmasını hayal ediyor.

 

orada,

tedirgin bakışlarının ufkunu sarmaladığı bir anne yüreği,

korkularının üzerine yürüme cesareti olmayan,

parmaklarında şefkati bilemiş bir sevda,

ümidini beslemek için canıyla sulanan,

bereketine duacı olunan sevda.

 

orada,

ayaklarından avurtlarına kadar üşüyen bir kadın

aldırmadan ağustos sıcağına.

içindeki yangınların küllerini korku nil’ine savururken,

ayıklamaya çalışan yangından arta kalan sevda kırıklarını.

 

orada,

ibrahimler’e anne olmak isteyen bir kadın,

içindeki putları kırma sevdasında,

kaybettiği baltasını arayan…

 

orada,

yüreğini avcuna almış sımsıkı tutan bir kadın

derûnunda uzaktaki yetimlerin acısı

köprü altı çocuklarının yürek yalnızlığını paylaşan

korkan, acıyan, ağlayan, seven,

dua eden,

yardımsızlara, yalnızlara ve yalnız kalmasın diye can’ına..

 

orada,

isyanla burun buruna bir kadın,

adımlarını, boynundaki ipin üzerinde sayarak atan,

korku ve ümit â’rafında anneliğe soyunan,

ardında buğulu gözler bırakmayacak kadar merhametli,

bir yakub nefesi kadar rabbine muhtaç,

ve o’nun kadar eslem;

‘’ b....rabbim! /hem de/ onu rızana layık (olanlardan) kıl."*

amin…

nokta!

 

*meryem suresi 5-6

Kalıcı Bağlantı Yorum (9) Yorum yaz!

Eylül 26, 2008 · Kategori: ANLA-silamayanlarin lisani_

Tuvalinden silinmek isteyen fırça darbeleri



 

Aynalar, bakmayin yüzüme dik dik;
İşte yakalandik, kelepcelendik!
Ciktiniz umulmaz anda karşima,
Basimin tokmaği indi başima.
Suratimda her suc bir ayri imza,
Benmisim kendime en buyuk ceza!

….

Çikamam, aynalar, aynalar zindan.
Bakamam, aynada, aynada vicdan;
Beni beklemeyin, o bir hevesti;
Gelemem, aynalar yolumu kesti.
*

..

Her tablo uzun uğraşlardan, emekten sonra sergiye çıkar. Sergilendikten sonra da artık tuvale fırçasıyla dokunmaz ressam. Bakan her gözde, görebilen her yürekte farklı bir etki bırakır her fırça darbesi. Kimi zaman uzaklara alıp götüren bir manzara, kimi zaman derin çizgilerle hayatın omuzlardaki yükünü anlatan bir portre…ama ne olursa olsun ruh’un tuvale aksi; kaderin, hayata aksi gibi.

Herkes kendinden bir şey buluyor aslında baktığında; bir tabloda, başkasının hayatında, sûretinde, zaaflarında, başarılarında, sevdalarında, aşklarında…ardından kendi hayatının tablosu çiziliyor hafızasında…ellerini başının arasına koyduğu zaman insan, hayatının her demi birer tablo olur gözünün önünde. Her tabloda tekrar yaşar geçmişteki sevinci, hüznü, pişmanlığı. Hatrına gelen her dem, yeni çizdiği resimde onun fırçalarına yön verir. Bundandır ki muhasebe yapan, hayatın muharebelerinde zayiyat vermez.

Bazı anları vardır insanın, yaşanmamış  olmasını yeğler; her hatırlayış tazeler nedameti.  Tuvalinden silinmek isteyen fırça darbeleri gibidir bu demler ; silinip hüzne boğmamak ister bakan yürekleri. Varlığında şikayetçi olur dokunan ele; üzerini setreyleyen bir boyanın gölgesinde nazarların muhataplığından kaçmak ister adeta.

 Ah hüzün! Nasıl da nakşolmuşsun tuvale…yeni bir  veda kadar can yakarmış ardımda bıraktıklarımın kulaklarımda çınlayan veda sözleri. Ah sevda! Nasıl da doku(n)muş fırçam, seni ebedi kılmak için tuvalime…kimler anlar ki suretimdeki çizgilerden içimde resmettiğim dünyayı, ardımda bıraktığım cam kırıklarını? Kimin gücü yeter ki tuvalimden silinmek isteyen fırça darbelerini setreylemeye? Ya da Sevebilirler mi beni, tüm silinmemiş anlarıma rağmen?  Gerçi önce ben sevmeliyim yüreğimi, kendimi, hatalarımı; sevmeliyim varlığımın ötesindeki kaderimi, mürekkebi kurumuş, evvel hayatımı. Sevgiyle imar edebilirim ancak gelecekteki güzel demlerimi.

Avuçlarım, ellerimi misafir ettiği zaman gecenin ahirinde sevmeliyim hayatımın resmini. Sevmeliyim hayatımın figüranını; yüreğimi..O öyle mahsûn ki içimde, nazar kıldığım her tabloda yolumu kesen aynalarda  güzel’i görmekten başka lüksüm, onu teselli etmekten başka yolum yok. Yolumu kesen aynalara akseden cemal’i seçebilmekle başlıyor hayatın lezzeti.

*Necip Fazil / aynalar  yolumu kesti

                 nokta!

http://zaman.com.tr/haber.do?haberno=753227&title=tuvalinden-silinmek-isteyen-firca-darbeleri

Kalıcı Bağlantı Yorum (6) Yorum yaz!

Eylül 23, 2008 · Kategori: ANLA-silamayanlarin lisani_

vasfımın altını çiziyorum


ey gözlerinin derinliğinde kaybolduğum deniz,

hırçınlığınla seviyorum seni,

içinde can çekiştiğim anlardaki gayretimi seviyorum,

derûnundaki incilere erme yolundaki yalnızlığımı seviyorum,

uzakları hatırlatan maviliğin nazargâhım oluyor güneşin ışıklarında,

gecede dostum, yakamozun oluyor.

 

ey içinde kendimi bulduğum deniz,

uzaklarda değilsin bilirim sol tarafımda kaynarsın…

 

ey içimde yüceltip tûr bildiğim dağ,

seni edeble aştığım vakit varlığımdan söz edilecek bir kutlu beldede,

yürümenin tadına varacağım ayaklarım kanasa da,

yorgunluğumdan şikayet etmeyeceğim yüceliğin hatrına,

yücelirim diye..

 

ey içimde yüceltip tûr bildiğim dağ,

gözlerimi kısmadan görebiliyorum seni, başın dumanlı…

 

ey ayağıma takılan taş,

bir böceğin yuvası mıydı kuytuluğun,

bir yuva kurulur muydu seninle arzda,

sen soğukluğuna rağmen bir cana kucak açabiliyorsun ya

yüreğim sevgiye açılmazsa eğilir başım,

nazarım düşer ayağıma.

 

ey ayağıma takılan taş,

bilirim yürekleri sevdaya açılanlar, bir şehri seninle müdaafa eder.

 

ey soluduğum hava.

ey beş cihetten bana hayatı yakın kılan arş,

ey boşluğunda yol alınca içimdeki boşluğu unuttuğum arş,

ölümün arefesinde yaşıyorum arzda,

niyazım dokundu mu sana,

yakınlığını diliyorum sessizliğimle..

 

ey soluduğum hava.

rengin solmasın soluksuzluğumuzdaki ahvalimiz karşısında.

 

ey sol tarafım;

her şey seni muhatap bilir kendine, dile gelir.

 

ey sol tarafım;

sen kime söz eyliyorsun

bir şehrin özetini yazıyorsun şimdilerde

“insan” diyorsun cılız bir sesle,

ve

susuyorsun!

 

altını çiziyorum usulca;

“insan” diye sayıklıyorum;

“ey insan…

bir âlemsin şu alemde;

farkında mısın!”

nokta!


Kalıcı Bağlantı Yorum (3) Yorum yaz!

Eylül 4, 2008 · Kategori: ANLA-silamayanlarin lisani_

y/anılma..


dokunma artık yüreğime,

kalemin, kelâmından keskin

nazarın uzaklığından...

yakınlığın yakışından…

derin yaralar açan bir hezeyanın eşiğinde,

hicret izni beklerim ben,

sessizce,

sabırla…

 

harflerin sıcaklığında yanıyor dilim

susmak hiç bu kadar kalbime dilenmemişti.

ah yâr sözü,

haydi anlatıver tüm seslerin alıp başını gittiği yeri

sekinet inen o dağı,

içini tûr-i sinâ yapmanın bedelini.

 

babamın diline duanın dokunduğu vaktin biriydi

kaderime aşk’ın böyle yazılışı,

kabul edilmiş duaların ahirinde, aşk’a adanayım diyedir gelişim

aşk’ı adayarak olmasın gidişim.

 

beyazına siyahî kelimeleri ulamışım hayatın,

bulanmış mı içimdeki akıp giden nehir?

kurumuş mu içime can veren deniz?

duyuyorum uzaklardan gelen çığlıkları,

ölünün kaçıncı günüdür acaba toprağın altında,

kaç gece hesapsız soluklarının hesabını veremedi?

heyhât,

beni mi çağırıyor bu ses,

y/anıldım mı?

y/andım mı?

y/anacak mıyım?

-ölümle/ ölümü…-

nokta!

 

http://www.korpekalemler.com/subpage.php?s=article&aid=1253



Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

Ağustos 5, 2008 · Kategori: ANLA-silamayanlarin lisani_

Çocukluğumun kuş oruçları..



Çoçukluğumun kuş oruçları..

Öylesine samimi, öylesine af kokan oruçlarım.sevginin bağrında sabırla süslenen oruçlarım. Annemin ve babamın benim oruçlarımla affolunacağına inanarak sabra sarılışım. Babamın koltuğunun altında, gazete kağıdına sarılmış bir ekmekle gelişini beklemek de sabrın diğer yarısı tabiî ki. İftarda atacak topu duymak için pencerenin önünde beklemek kadar heyecan verici; çünkü babam gelince ona nasıl akşama kadar sabrettiğimizi anlatmak, onun takdirini almak bizim için çok önemliydi. Çoçukluk işte….

Gün boyu şu soru kaç kez tekrarlanmıştır;

-          Abla, orucum bozuldu mu? Hani babam kötü konuşursan sevabı gider demişti. Anneni üzersen sevabı gider demişti. Acaba gitti mi ki ? o kadar da sabrettim…

İftara  yarım saat kala…

Annemde bir telaş, bizde ise sabretmiş olmanın gururu, keyfi biraz da tatlı bir yorgunluk…

Sofra kurulur; her birimizin en sevdiği yemekleri yapmıştır annem. Akşama kadar hepimiz aklımıza geleni, canımıza istetmişizdir ballandıra ballandıra anlatmaktan. Onları duyup da hazırlamamak mümkün mü? Bir de sofraya oturma sevdamız…yani babamın yanına oturma sevdamız…nasıl bir sevda hâlâ anlayamıyorum ama çocukluk işte…

Herkesin önünde su bardakları ve gün boyu yemek için hayalini kurduğu şekerler.

-          Top atılıyor!

-          Ezan da okunuyor!

Ah ne unutulmaz o an…hala o iftarlarımın tadı damağımda..

Kuş orucuydu bizimkisi; kuş kadar midemiz vardı gün boyu sürekli acıkan. Ama samimiyetimiz, affolunma, sevilme inancımız arş kadardı, arz kadardı…

Belki de en güzel tarafı annemin ve babamın oruçlarımızın sevabını bizimle birlikte alacağına inanmaktı. Çünkü sevmek, Allah’ım,  annem ve babamdı.

Nokta!


Kalıcı Bağlantı Yorum (5) Yorum yaz!

« Önceki ::


Go to ImageShack® to Create your own Slideshow