Kasım 14, 2006 · Kategori: ToPRaK-a adanmis yazilar

GERÇEK(ten) GEL(di mi?)

/fotgraf / www.fotokritik.com/

 

bana kalplerden bahset!

dün kalp idiler, bugünse toprak!

dün nasıl da sarhoştular!

yaşarken ölüm yoktu onlar için

çarpardı sevgiyle ve öfkeyle

inançla ve şüpheyle

karşılık umarak

ben ise işte toprağa dokunuyorum

hissetmiyorum ne keder ne mutluluk ne ızdırap!

kulak vermiyorum toprağa

duymuyorum ne şikayet ne hayıflanma ne azar!*

……….

 

dizlerim titriyor ey ölüm!

sana yakın olduğumu hissettim diye..hani bağlanmıştım ya, yakın olduğum toprağa -sahiplenircesine, mülkümü kurmak için-  işte şimdi toprağa yapışıyor diz kapaklarım..acziyetle…mülk(üm) sanarak değil; mülk(üm)den geçerek!  gerçeklerle yüz yüze gelerek! var'ımı toprak bilerek! gözlerimi, toprak doyurarak....

yüreğim, evcilik bitmiş! artık oyundaki sahte paralar geçmez olmuş. komşunun kızı, annem değil artık; komşunun oğlu, bana sakızlar alan abim değil! dizimin üzeride salladığım bez bebek, yok artık. dilediğimi nazlanarak da olsa yapan, merhametimi bekleyen bir kardeşçiğim de yok!

yüreğim!

oyun bitmiş! seni bir seven de yok; o da gitmiş!

senin sevdiğini iddia ettiğin yar da yok; toprak yar'in olmayı dilermiş...

tek kalan yalnızlığın olmuş dünyada; onu sevsene…onu kaybetmesene…

yüreğim!

tek dostun, yalnızlığını hatırlatan ” toprak” kalmış; onu mekanın bilsene!

....

toprak!

sana sığınacağımı hayal ederek yaşamamıştım ben. hayallerim sana karıştı, kumlarının arasında bir şeyleri arar dururum ayın ışığında. bazen bir rüzgar yardım eder, bazen -farkına varmadan- insanlar. yüreğimin sana karışıp gideceğini hiç düşün(e)memiştim. içinde kaybolmayı dilediğim  yeşil,  sende kaybolurken; ben, yüreğime ektim umutlarımı -kaybetmeyeyim diye-

toprak!

umutlarım için bereketli ol!

yüreğimin arzı olduğunu anladığım an, geç kalanlardan olmayayım!

toprak!

edeple dokunuyorum şimdi sana -sevgimin mezarısın diyedir saygım-

/sen de edeple iste yağmur'u, veren'den; hadi çatlasana "su" diye diye.../

“yâr!” diyorum; "senin yakınlığın, yar’i dokudu yüreğime" diyorum.

boynumu büküp,

ellerimi bağlıyorum göğsümün üzerine ve "kıyam(et)ımı kabul et" diyorum…

kıyam-et!

kıdemimi yücelt!

 yüzüm, yüzüne bakarsa, simamda göz izi olur bilirim,

bundandır ki toprağa bakarım!

toplarım sevgimi,

toprağa satarım!

/huzuru kâr bilirim, alış-verişimden,

niyazımı yar!/

fazlasını dile(ye)mem;

/o zaten haksızlık etmez!/

 

nokta!

……………………….

 

*gözlerin fısıltısı / h.cibran-m.nuayme

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

Ekim 22, 2006 · Kategori: ToPRaK-a adanmis yazilar

toprağın bağrındaki sır!

 

toprak…

yeşererek meyveye durmasını beklediğim umutlarımı ekiyorum her dem üzerine; satırlarında sabrı dokuyan türküler çağıra çağıra…şikayet etmeden..durmadan…dinlenmeden… bazen de bağrına sevdiklerimi ekiyorum, yüreğimde bir buruk hal, gözlerimde –hıçkırıksız- sana dokunan damlalar…

 

toprak, sana önem veriyorum bak!

senin bana önem verdiğin kadar değil biliyorum; senin bağrına basışın kadar samimi olamaz belki duygularım; bazen ‘nefsî’ diyebilirim, bazen emeklerimi dile getirerek meyvemi erkenden yemeyi dileyebilirim, bazen sana emanet ettiklerimin ardından günlerce hıçkırıklarla ağlayabilirim, bazen sende kaybolan yeşili çok özleyebilirim, hem de çok…

 

toprak,

verimli ve cömert ol bana!

anlat bağrında mahfûz olan ilmi, anlat bana bağrında sevgisini büyütenlerin halini, hani sana karışsa da tarihe karışmayanlar var ya, onların yüreğinden bahset! nasıl sevmişler öyle; unutulmamacasına…sevdiklerine nasıl söz eylemişler, naz eylemişler, neyi feda etmişler sevgileri hatrına, neyi kıskanmışlar sevdiklerine yakın oldu diye, neyden vazgeçebilmişler sevdikleri diledi diye…

 

toprak,

anlatsana,

bağrında mahfûz olan ilmi; yoksa sana da mı sır’dan konuşmak yasak! yoksa seninde mi lisanın sükût! senin de mi bana söylemek istediğin şey; ‘sükûtun lisanına ermem gerektiği…’

 

toprak,

bağrında sevginin rengi ‘sıbğatallah’ tır kelam’dan öyle bilirim; ama  acaba senden öğrenebildiğim renkler, ‘sıbğatallah’a yakın mı? ben yüreğimin dilediği renkte mi yaşıyorum sevdayı, yoksa ben’imin dilediği renkte mi?

 

toprak,

şöyle bir dile gelsen, seslice anlatsan sevginin rengini;

/arz dayanabilir mi, sevdanın söze gelişine /

cesaretimiz kalmaz mı o zaman sevmeye!

……………

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

Ekim 21, 2006 · Kategori: ToPRaK-a adanmis yazilar

bir yanımız, can-sızlığımız

 

 

 

kaç asır oldu bilmem, bilemem

gülemem ya râb, gülemem

hani bir yanımız dökülür kanımız,

yanıyor can’ımız

yanma dur, diyemem.

 

gözyaşı selini seyreder dururum

uzatıp elimi silemem, silemem*.

……..

/bir yerlerde kıyımlar alıp başını gidiyor!

bir yerlerde canlara kıyılıyor, bir yerlerde yüreklere…her yerde insana kıyılıyor, insanlar tarafından!/

 

ey dünya!

nasıl sevdirdin kendini, zulmü hayat tarzı seçebilen insanın sol tarafındaki et parçasına. nasıl değerli oldun onun yüreğinde ve değersiz kıldın beşeri..

ey dünya!

bir yürekte hükümdar olmak nasıl anlatsana! bir beldede zulümle hükmetmek nasıl huzur veriyor sana..-ya da veriyor mu?.../

bir yanımız yetim kalıyor; hükmettiğin dünyada hükmedilen olduğumuz dan olsa gerek..

 

ey dünya,

sana saygı duruşunda dura dura sîmâmıza tebessüm uğramaz oldu; biz ciddiyeti hal bilir olduk sevgiye karşı, rıfka karşı..yaşam tarzımız sana hizmete endeksli oldu; bizler sevabı olmayan hüzünleri yaşar olduk kaybettiklerimiz karşısında! sevabı olmayan sevdalara tutulduk esaretinde..sevabı dileyemez olduk! Seni tercih edip, seni vareden’i hatırlayamaz olduk…

 

ey dünya,

canımız yanıyor; sen canımıza kafes olduğundan beri,

canımız kanamıyor suya, yağmur’a, aşk’a; sen yüreğimizde hükmettiğinden beri..susuzluğumuzun adına, “ fakirlik” dedik koştuk varlıkların hatrına; yorgunluğumuzdan şikayet ettik, yoğunluğumuzdan söz eyledik durduk, aşksızlığı seçişimizin bedelini ödediğimizden habersizce…

 

ey dünya,

kârımızı düşüne düşüne sana adanmış kararlar alır olduk; sana adadık sol yanımızı..sol yanımızın katili olduk seni sevindirelim derken; en yakınımızı uzak eyledik kendimize.

 

ey dünya,

bırak artık bizi.

biz senin ateşinle yanan can’ımıza “yanma dur” demek istiyoruz artık!

biz sadece aşk’la yanmak istiyoruz; gerisi vesaire….

gerisi gerilerde…

….

hani bir yârimiz vardı ;

 sevgisi her yanımızı donatsa da,

bir yanımızı kendine mekan bilen;

şimdilerde

ağrıyor o "bir" yanımız…

nokta!

*ö. karaoğlu

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

Ekim 8, 2006 · Kategori: ToPRaK-a adanmis yazilar

P e R D e L e R

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Ekim 7, 2006 · Kategori: ToPRaK-a adanmis yazilar

örtün üstümü bir vefâlı yâr ile...

b….

lezzetleri

bulandıran’ı

 çokça düşününüz *

…………….

 

-I-

 

        gecelerine hüzün düşer sevenlerimin…

/ ve…ben yalnızlığımı sevme gayretine girerim, –zahirde-yar bildiklerimle arama bir sütre girdi diye…/

 

gözler önünde, siliniverir gözlerimdeki heyecan, can emaresi. ayak ucumdakiler önce anlar hicretimi, bedenim ayaklarımdan başlar soğumaya..

yüreğim artık bedenimdeki kırmızı hattın kontrol görevinden terfi eder. ayaklarım soğur, ellerim soğur, bakışlarım soğur, gece soğur…bakışlar yere düşer; etrafımdaki hava soğur! gözlerimin içinden geçerek, içlerine yolculuk yapanların, göz yaşları veda ederken simalarına, boğazlarında düğümlenen  hıçkırıklar sessizliği deler…kelamsız da olsa ses, gecede yankılanır, vedayı hatırlatır....  

       

       -II-

 

        çaresizlik ilk defa güç olur insana; soğuyan bedenin zahirini sıcacık suyla arındırırlar. beyazla, arınanı sararlar, önlerine koyup hüsn-ü zanlarını bildirirler ve başlarının denginde, yüreklerinin ritminde adımlarlar uzayıp giden yolu. artık adım atamayacak olanı, -adım atamayacak kadar dar olan- mekanına yerleştirirler.

 

        -III-

 

        toprak…

        ey, ilk beni en sevdiğimin ellerinden savrularak öpen toprak,

        /bir vefalı yar mı demeliyim şimdi sana,

bir veda yoldaşı mı.../

        hiç bu kadar üşütmemiştin beni…toprak, bağrına basışını, hiç bu kadar soğuk hayal etmemiştim.

toprak, seni cömert’in tecellisi bilmiştim; hep veren’e vesileydin. hiç bir yanımı /yarimi/  bağrına teslim etmemiştim belli ki; anlayamamışım ‘alan’ tarafını…

toprak, biraz aralansan da sevdiklerimi son kez görsem…

 sevdiklerim…

        bir hüzün ordusu ; mağlup olmuş savaş erleri edasıyla arkalarına baka baka ilerleyen sevdiklerim. ağızlarında bir buruk tat ;- birbirlerindan gizli- hıçkırıklarını çekmeye çalışırlar sinelerine. derin bakışları derdime ortak değil artık; bakışlarının muhatabı başkaları olacak artık...

              bir süre boşluk olacağım yüreğinizde ;ama yerim dolacak 'senin yerin başka' deseniz de.  

 

        -IV-

       

        ve…gündüzüm olmaz artık benim, gece müdavimiyim. dostlarımla  aramda öz’üm var; vuslatımız öz’ümüzle olur her buluştuğumuzda.

beklerim her yağmurda onları, her sevinçli günün arefesinde hatırlanmayı dilerim. kaygılanırım, vefayı tozlu raflara kaldırıp atmamalarından….

 

        -V-

       

ve…buluşmaların arası uzar gider, şehrin bana bakan yanına küser adeta yürekleri ; vardır hep bir dost bildikleri. hatırlanıp acı vermek değil dileğim; hatırlanıp acılarımı hafifletme, niyazlarında lehime sözlerin söylenmesi belki de. hatırlanıp , gerçeği, kaçınılmazı hatırlatmak belki de. bir birlikteliği, toprağa rağmen hissetmek belki de. belki de….

 

        -VI-

 

        ben…

şimdilerde güneş doğmaz üstüme; ama doğduğunda da gölgeme biçeceğim kaftanın ölçülerini hesap ederdim. bir fani alemde,  bir yok’un hesaplarıyla oyalandığımdan için hiç izlememiştim güneşin içimdeki ummana aksederek doğuşunu.

        bundandır ki özlemiyorum gece batan güneşi,

özlemiyorum dilediğim noktaya çıkamadan bitiveren günleri,

özlemiyorum şehrin bana bakan tarafını duasız bırakan dost(!)larımı;

/gözleriyle muhataplığım bitince yüreklerinden siliniverdiklerimi/

beni günlüklerıyle birlikte bir yerlere hapsedenleri,

özlenmiyorumdur belki de….

 

nokta!

       ………………

       *hz.muhammed (s.a.v)

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »


Go to ImageShack® to Create your own Slideshow