Ücretsiz Online Ziyaretçi Sayacı

Mart 27, 2007 · Kategori: dost iline huzun_

insan vasfında olmak ya da…

 

sevgili dost…

 

yokluğunda, -vefanın gereği nedir bilmesem de- sana vefalı olmayı  diledim… sonra seninle iken sohbetimize katılan dostla karşılaştım… yokluğunda ona vefasız olmama rağmen o, bana vefayı tâlim ettirmek için olsa gerek vefalı oldu…

 

yokluğunda gözlerim ile içimin dostluğu zedelendi… içimdeki vefalı dostun soruları cevapsız kaldı. “gören gözün şahitliği vardır” derdin de benim özümle gözlerimi dost eylerdin ya… o içimdeki dost, soruları cevapsız kalsa da hep bir şeyler soruyor dostum… bana, “’insan’ denildiği vakit zihinlerde hatırlanmadığını hissettiğin vakit, ne olmayı dilerdin?” diye sordu…

insan olmasaydım ne olmak isterdin? ‘insan’ değilsem; insana mutluluk veren bir şey olursam değerli olurum diye düşündüm.

 

bir “kitap” olmayı diledim... en azından gayretli bir insan yoluyla, tüm insanlığa dilediğimi anlatabilirim diye… fakat sonra düşündüm ki istediğimi değil, benden istenileni aktaracaktım beni okumayı talep edene…

 

“kalem” olmayı diledim; “söze, kelama hizmet edenler kutsaldır” diye söyler bilgeler… sonra kalemin attığı imza ile giden başlar, yurtsuz bırakılan insanları düşündüm… kalem, elin sahibinin emrinde… öyle ki insana hizmeti misyon edinmeyen eller de var…

 

çocukları mutlu etmeyi düşündüm sonra… bir ‘pamuk şekeri’ olmayı diledim.

 

kötülük düşünmeyen bir yüreğin tüm heyecanını kendime bağlayabilirdim böylelikle… ama bir yüreği mutlu ederken bir yerlerdeki çocukların şekerin tadını unuttuğu, açlıkla mücadele ettiği düştü aklıma… ve “ekmek”  olmayı diledim… herkesin ‘can’ bulmasına vesile olurum diye… ama dostum, “ekmek”de olsam ekmeğe uzak bedenlerin ayağına beni götüren insaflı yürekler lazım! oysa ekmeği hayatta kalmak için yiyenlerle, ekmeği kavgalarına araç bilenlerin dünyası farklı. bundandır ki yürekler insafa gelmezse ‘ekmek’ olmak da huzur vermez…

 

   “su”  olmayı diledim sonra… su… hayat! ama dostum susuzluktan ölenler ile suyu israf edenler aynı alemde… çatlayan damaklara ulaşamamaktan ve israf edilmekten korktum…

 

   bir “kelebek” olmayı diledim ya da bir “martı”… insanlara umudu, özgürlüğü, özgünlüğü, gayreti hatırlatırım diye… ama onları görünce öldürebilen yürekler de var dostum… ölmek  değil beni korkutan; ölünce güzellikleri hatırlatamamak!

 

acaba bir “mezar taşı”mı olsam ki dostum… insanlara ölümü hatırlatarak onları hırslarından vazgeçirsem… belki o zaman mahsun olmaz yürekler… ama dostum ölümden ders almayan nice yürek var şimdilerde… ölümü lügatinden çıkaran… onlar için hiç önemli olmayacağım o zaman…

dostum… vazgeçtim ben bir şeyleri olmayı dilemekten… ben her şeye rağmen “insan” olmaya talibim. yeniden inşa olmaya talibim... sahip olduğum kimliğin vasıflarını talim etmeye talibim… o kimliğimle ‘güzel’ hatırlanmak içindir gayretim... çünkü dostum, insan, ancak “irade”sini eğittiği vakit esaretten kurtuluyor. ama diğer insanlara faydalı bir şeyle paylaşılamıyor; herkes yangından mal kaçırır gibi yaşar oldu hayatı… paylaşılması gereken fikirler de zihinlere gömüldü kaldı; ama dostum fikirler gömülürken zihinlere, yüreklere vefayı öğreti galiba…

 

şimdilerde bir vefalı dostumuz yüreğimiz kaldı… bize “insan” vasfında olmamızı her dem söyleyen yüreğimiz... derunumuzdaki yetim…

 

vesselam!

nokta!

/paramedikal tıp ve aktüalite dergisi'nde yayınlanmıştır.../

 

 

 

 

 

 

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

Mart 23, 2007 · Kategori: dost iline huzun_

bu şehrin sîmasına tebessüm yakışır

…..

bu şehrin en tenha yeri yüreğimdir

şehir beni sıktığı vakit, oraya gitmek dileğimdir!

….

 

Bilir misin dostum,

 

Bu şehrin sokakları hep koşan adımlara şahit ; koştukça, umutlarından uzaklaşanların adımlarına. Herkes telaşlıdır buralarda; saatler yetmez günlük hayatı gündüz yaşamaya; buralarda insanlar geceleyin de gündelik işleriyle uğraşırlar. Güneşin güler yüzü de, ayın soluğu da onları çalışır halde görür; onlara üzülür. Bu şehrin ahvaline, ahvalin mimarı olanlar bile akıl erdiremez.

 

Şehrin kaldırımları, daha gün ışığını görmeden, insanların adımlarıyla tanışır. Yabancı soluklar gezinir her birinde; insanlar bir yeri mekan edinemezler, çünkü işleri her yerdedir. Düşünen insanları özler kaldırımlar, adına şiirler okuyan şairlerin dostluğunu özler; ama düşünde dahi koştuğundan, güne rüyasının yorgunluğuyla başlayanlar,  bir dostu çiğneyerek geçtiklerini fark etmezler. Yine de kaldırımlar, sakince dolaşan, yüreğindeki sekîneyi adımlarıyla anlatanları bekler durur; sabrı sinelerine çeke çeke…

 

Sahillerinde gezinmez, hayatının muhasebesini yapan yürekliler. Kumlardan bir kule yapıp, içine büyük umutlarını doldurmaz bu şehrin çocukları. Bu şehrin çocukları, “verme”nin çokça getireceğini bilmez; anne- babası verirken hesap ettiği için olsa gerek. Oyun oynamayı bilmez; oynarken gülümsemez, heyecanlanmaz, kızdığında sabredemez, kırdığında üzeceğini akledemez…

 

Bu şehrin insanları sevmeyi de bilmez dostum…belki de bundandır, boşluklarda bir şeyleri arayıp yorgun düşmeleri. Şarkılar yazılır oysa her dem sevda üzerine, şiirler okunur da; herkes yine de yorulur sevmekten, yorulur vermekten; oysa sözde kalmamalı sevda, hali imar etmeli. Sevmenin gerekleri, hayat tarzı olmalı insanların; ömür sağlam direkler üzerine kurulmalı.

        

         Bu şehrin insanlarınin içi, ardında bıraktıklarında kalır; boşlukları beslerler içlerinde; bazen içlerindeki boşluğa düşüp can çekişirler. Ardında bıraktıkları gelir bir bir akıllarına, bundandır ki hep bir özlemle yaşarlar; özlemeye alışırlar. Öyle ki bir zaman sonra, özlediklerinin vasfını unuturlar.

Bazen, zaman aşımına uğramış sevdalarının küllerini nil’e verip kurtulmayı dilerler; bazen de nil olup önce savurduklarını toplamayı dilerler.

 

Dostum,

bu şehrin insanları sevdayla yüreklerini besleyip, yüreklerinin ayağıyla adım atmayı öğrendiği vakit, şehrin siması tebessüm edecek..

…….

….

/bir gün, şehir en güzel entarisine bürünecek;

bir bayram sevincini yaşayarak!/

nokta!

 

http://www.korpekalemler.com/subpage.php?s=article&aid=258

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

Mart 14, 2007 · Kategori: dost iline huzun_

yakınlığımla yakın olurum yâr'e...

 

/ben “can’ım benim” der susarım…

sevgiyi çekerim içime!/

….

   ey can,

dokunsan ağlarım artık; sözlerin yüreğimi kırdı sanmayasın…ben seni üzmekten korkarım. ellerimden kaçıp giden bir balık misali, yüreğimin kıyısından kayıp gidersin diyedir yüreğimin korku frekansında atması…

 

   ey can,

bilir misin gözlerimin derinliğindedir anlatmak istediğim; gizlediklerimdedir ayaklarıma kuvvet veren giz. gizlediklerimdir anlamlı kılan yüreğimi, yürüyüşümü…bilir misin gözlerimde yüreğim kadar alemi hapsederim ben, yüreğim kadar …

 

   ey can,

dokunsan ağlarım artık, sevincim yüreğimde saklı…lisanıma şükür yakışır benim. hüznü sevişimdendir gözlerimdeki masûmiyet…hüznü, duama burak bilişimdendir ona yakınlığım…

 

   ey can,

bilesin ben rabbime dua etmekle hiç bedbaht olmadım!

ağlarsam sevinçtendir…

ağlarsam şükrü eda edişimdir bu…

ağladığım vakit duaya şahit olursa an, şikayetim olmaz yar’e, yüreğim şikayet etmez senden..

 

   ey can,

bilesin,

ben mahsûn olmakla mahrûm olmam;

sana yakınlığımla yakın olurum yar’e…

/inşallah/

 

   nokta!

   mart 07

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

Şubat 25, 2007 · Kategori: dost iline huzun_

ümmet seni özler içten içe….

 

fotograf: oguz bora ergin

http://www.fotokritik.com/423915

 

ah efendim;

ümmet seni özler aslında içten içe -farkına varmaz-

bir gelsen de hayatımızı hay’a doğru çizsen..sevdalarımızı, yüreğimizin fırtınalı bir deniz gibi olduğu şu dönemde aşk’a erdirsen..yelkenleri kontrolüne alsan..

 

ah efendim;

sensiz bu alem bize yabancı kalıyor; yalancısı oluyoruz inandıklarımızın…yalancısı oluyoruz yüreğimizin..avunamıyoruz ki avutalım sol yanımızı.bir gelsen ağrımayacak o tarafımız; ağır gelmeyecek hayat bize. biz yükle(n)meye talip olacağız sevdayı heybemize.bir gelsen, pervanesi olacağız aşk’ın; razı olacağız yanmaya..

 

ah efendim;

şimdilerde her halimiz bir garîb! sevdalarımız anlamsız; sevgimiz -kuş kadar hafif- her rüzgarda savruluyor bilmediğimiz sokaklara; toparlayamıyoruz hallerimizi bir’de! toparlanıp gidemiyoruz bir’e..

şimdilerde  sevdiklerimiz de bir garîb; bize değer vermez, vefamızı bilmez…

 

ah efendim;

bir gelsen şu gönül evimize; müsrifliğimizle duygularımızın bereketini boşluğa savurur bulursun bizi. bir yerleri doldurabilmek için, daha büyük boşluklara razı olur halde bulursun bizi; bizi boşluğa düştüğü halde içinin huzuru aradığını fark edememiş halde bulursun…

 

ah efendim;

aradığının “sen” olduğunu bilmeyen bir ümmet mi olduk biz yoksa aramanın mahiyetini mi bilemez olduk? bulma ümidimiz mi bitti yoksa; bulanları gören gözümüz mü köreldi? yüreğimizin üzerindeki perdeler kalınlaşır da kalınlaşır; hikmeti setreyler yüreğe karşı...

 

ah efendim,

ümmet garîb kaldı doğup büyüdüğü kentte; içinde. ümmetin içi vasfını değiştirdiğinden olsa gerek, tanıyamaz oldu kimse kendini..tanıyamaz olduk birbirimizi; kendimizi…bundandır ki efendim, uzak kaldık bizim vasfımızla değerli kılan’a; uzaklaştık bilgisizliğimizin dehlizinde…efendim, bize bir nefes eyle; ümmetine düşkün bir peygamber duası; içimiz özler inşirahı…

efendim, artık iftidah zamanımızdır; bize dua eyle..bizi huzuruna çağır!bu garîblik bize dokundu…

 

ah efendim,

bu garîblik bize dokundu…

gel de bize “yâr” olmayı anlat, sevmeyi, sevilmeyi,

vermeyi, verdiğinin ardından bakmamayı,

/ ummadan vermeyi /

bize hayatımızın efendisi olmayı öğret,

bize irademizi elimizde tutmayı öğret,

bize yüreğimizle konuşmayı öğret,

murakabemiz, seni yüreğimize murakıp bilişimizi getirsin….

 

gel de hallerden hale geçiş yapalım artık,

bitsin şu oyalanma faslımız,

dizinin dibinde oturup sevban misali yok olalım gözlerinde,

sevelim aşkla vuslat eyleyen hıçkırıkları....

 

gel de şikayet etmeyelim artık acı’dan,

dilimiz hep şükre dokunsun….

….

 

 

nokta!

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

Aralık 14, 2006 · Kategori: dost iline huzun_

...bir gelse(n)...

 

 

yollar sensiz, yarını bekler

yürek sensiz, hasreti yükler

bu can sensiz baharı neyler

şehir sessiz, sokak sensiz

 

ey gülüm hayatın tadı yok sensiz,

tadı yok sevdamın adı yok sensiz

baharı, severim özlerim ama

güllerin kokusu gelmiyor sensiz

 

günler geçmez sen gidince

yürek sızlar sen gidince

ölüm ne zormuş sen gidice

şehir sessiz, sokak sensiz

/eşref ziya/ 

 

...şimdilerde uzaklığının resmini çiziyor olmasaydım;

 nasıl olurdum ki…

……..

 

biraz çaresizlik, biraz sevgiyi özümseyememek, biraz yorgunluk, biraz suskunluk, biraz yârsızlıktan alınan yaralar…biraz…biraz..bir-az…bir! az mı kaldı çok mu az?

 

uzaklığını kendim çiziyorum; ufka bakan gözlerimi kısıyorum sanırım ve küçülüyor ufuk gözümde…küçültüyorum, büyük olan’ı..küçük değerleri atfedip, zulmediyorum belki de güzel’e…

 

ah yakınlığın! ah yanarak  serinlemek! ah ibrahimî bir cesaret; eşyanın  nemrutluğuna karşı..ah yar yüzü; ağyâr’dan vazgeçebilmem yolunda en vefalı dost! aşk’ın burağı..ah yâr yüzü! sîmam, sâcide vasfında olmalı bilirim; sana dönebilmek için.. ah yâr yüzü! uzaklığına “ âh” ederiz biz…

 

bir gelsen şu dünyama;

yüreğimde tufan var;gemim su alıyor. bir nûh sabrıyla anlatmıştı oysa yüreğim seni bana; dinlemediğim her sözün sonsuzluğunda boğuluyorum…

yüreğimde tufan var; cûdi’yi gözlerim..bir inşirah! bir başlangıç, yeni bir nesille!

 

bir gelsen şu dünyama;

çölün orta yerinde beklemekteyim kuyudan birileri çıkaracak beni diye; ama yûsuf iffetiyle arınmalı önce..yakub duasıyla çekilmeli kuyudan…

aklım, züleyha’nın imtihanını yaşatır yüreğime; yûsuf bildiğime eza eder…

 

bir gelsen şu dünyama;

sevbân(r.a) misali gözlerinin içine bir bakabilsem; sevdiğimi söyleyebilsem..razıyım efendim dağlardan selin güldür güldür gelişi gibi hüznün gelmesine; saadet asrında bir bilâl masûmiyetiyle yaşarsam hüzün nedir ki…hüzün gidişindir; o zaman sözlerim

 ”siyah gözlerine beni de götür / artık bu yerlere sığamıyorum” olur…

 

bir gelsen şu dünyama,

dizine dizimi yaslayıp, dilime zikri telkin edişini bir yaşasam fedâ edebilirim var-larımı...anamı, babamı, sevgimi ifade ettiğim herkesi...

gelsen de, ahvâlime öteleri gören nazarınla nazar kılsan, benim sevdalarıma bir yol çizsen; ben, kayboluyorum kendi bildiğim yollarda, yüreğimin kıvrımlarında, yüreğimde yer verdiğim insanların fikirlerinde...

kayboluyorum sevdalarımın derinliğinde, boyutunu ferasetsiz nazarlarla çiziyorum da hikmetten yoksun kalıyor değerli bildiğim haller...

 

bir gelsen şu dünyama,

aşk nasıl yaşanırmış bir görsem...

bir yaşasam...

kurtulacağım şu ikilikten...

 

bir gelsen şu dünyama ;

beni utandırmadan,

beni uyandırırcasına,

beni bağrına basarcasına…

 

 ...

nokta!

Kalıcı Bağlantı Yorum (3) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »


Go to ImageShack® to Create your own Slideshow