yalnızlık şiiri
Bilmezler yalnız yaşamayanlar ,
Nasıl korku verir sessizlik insana ;
İnsan nasıl konuşur kendisiyle ;
Nasıl koşar aynalara ,
Bir cana hasret ,
Bilmezler ...
Orhan Veli Kanık
aşk'ı dokuyan bir kalem olsun yüreğimin dostu ve gecenin, kalemin şahitliğinde bakışlarım düşmesin ayaklarımın ucuna; görebileyim cemal-i nûr'u... /...satır arası tefekkürle, sadra yürüme gayreti.../
Bilmezler yalnız yaşamayanlar ,
Nasıl korku verir sessizlik insana ;
İnsan nasıl konuşur kendisiyle ;
Nasıl koşar aynalara ,
Bir cana hasret ,
Bilmezler ...
Orhan Veli Kanık

Bir coşku var içimde bu gün kıpır kıpır
Uzak çok uzak bir yerleri özlüyorum
Gözlerim parke parke taş duvarlarda
Açılıyor hayal pencerelerim
Hafif bir rüzgar gibi süzülüyorum
Kekik kokulu koyaklardan aşarak
Güvercinler ülkesinde dolaşıyor
Bir çeşme başı arıyorum
Yarpuzlar arasında kendimi bırakıp
Mis gibi nane kokuları arasında
Ruhumu dinlemek istiyorum
Zikre dalmış her şey
Güne gülümserken papatyalar
Dualar gibi yükselir ümitlerim
Güneşle kol kola kırlarda koşarak
Siz peygamber çiçekleri toplarken
Ben çeşme başında uzanmak istiyorum
Huzur dolu içimde
Ben sonsuzluğu düşünüyorum
Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum
Durun kapanmayın pencerelerim
Güneşimi kapatmayın
Beton çok soğuk, üşüyorum…
Muhsin YAZICIOĞLU
bugün en sevdiğim mekan, kutlu bir misafire daha ev sahipliği yapıyor...
taceddin dergahı...
bilirim üşüyen o yürek senin bağrında yar'la buluşunca ısınacak...
ya bizim üşüyen yüreklerimiz...
ya üşüdüğünü hissetmediğimiz yanlarımız...
....
inna lillahi ve inna ileyhi racıuun..
rabbim rahmet eylesin başkanım...
komşu olmak duasıyla..
...
susuyor insan;
kelimeler tükeniyor boğazda düğümlenen bir hıçkırık oluyor an.
nokta!
Yağmur damlam,
oğlum Muhammed Ensar’a dua ile…
orada,
yalnızlığına entariler diken bir kadın
içinde gölgelerin savaşı,
yüreğinin süvariliğine güç olsun diye ellerini açmış,
kazanacağı günün yaklaşmasını hayal ediyor.
orada,
tedirgin bakışlarının ufkunu sarmaladığı bir anne yüreği,
korkularının üzerine yürüme cesareti olmayan,
parmaklarında şefkati bilemiş bir sevda,
ümidini beslemek için canıyla sulanan,
bereketine duacı olunan sevda.
orada,
ayaklarından avurtlarına kadar üşüyen bir kadın
aldırmadan ağustos sıcağına.
içindeki yangınların küllerini korku nil’ine savururken,
ayıklamaya çalışan yangından arta kalan sevda kırıklarını.
orada,
ibrahimler’e anne olmak isteyen bir kadın,
içindeki putları kırma sevdasında,
kaybettiği baltasını arayan…
orada,
yüreğini avcuna almış sımsıkı tutan bir kadın
derûnunda uzaktaki yetimlerin acısı
köprü altı çocuklarının yürek yalnızlığını paylaşan
korkan, acıyan, ağlayan, seven,
dua eden,
yardımsızlara, yalnızlara ve yalnız kalmasın diye can’ına..
orada,
isyanla burun buruna bir kadın,
adımlarını, boynundaki ipin üzerinde sayarak atan,
korku ve ümit â’rafında anneliğe soyunan,
ardında buğulu gözler bırakmayacak kadar merhametli,
bir yakub nefesi kadar rabbine muhtaç,
ve o’nun kadar eslem;
‘’ b....rabbim! /hem de/ onu rızana layık (olanlardan) kıl."*
amin…
nokta!
*meryem suresi 5-6
/vedâ sözleri yankılanırken çevremde,
ben miyim gör(e))meyen bu siluetimden vedâlaşarak gidenleri?
ben miyim sadece sessizce ağlayan…/
ben miyim bu yüreği, ellerinden yaşlı kız,
aynadaki bu sûret neden yalnızlığın korkusuna bürünmüş,
neden ağlamaz olmuş bebekler beşiğinde,
anneler başucunda geleceği için ağlarken…
tarihler bir şehrin ölümünü yazarken yakılacak kütüphane arşivlerine,
yüreğimin katilini kim yazar kaybolmayan satırlara.
bulanmış zihnim aklanır elbet bir gün,
zamanın kıskacından kurtarırım kaybolup gidenleri,
hatırlarım belki o zaman ruhumun hangi seferde şehit edildiğini,
hatırlarım hangi kervandan, niçin geri kaldığımı.
ben miyim bu yüreği, ellerinden yaşlı kız,
nasıl geçti ki içimde bunca kayıtsız seneler,
aşk nasıl teğet geçti yüreğimin kıyısından,
nasıl kör oldum ki seherde ben,
kafile zikirden nasiplenirken….
nokta!
http://www.korpekalemler.com/subpage.php?s=article&aid=1276
Aynalar, bakmayin yüzüme dik dik;
İşte yakalandik, kelepcelendik!
Ciktiniz umulmaz anda karşima,
Basimin tokmaği indi başima.
Suratimda her suc bir ayri imza,
Benmisim kendime en buyuk ceza!
….
Çikamam, aynalar, aynalar zindan.
Bakamam, aynada, aynada vicdan;
Beni beklemeyin, o bir hevesti;
Gelemem, aynalar yolumu kesti.*
..
Her tablo uzun uğraşlardan, emekten sonra sergiye çıkar. Sergilendikten sonra da artık tuvale fırçasıyla dokunmaz ressam. Bakan her gözde, görebilen her yürekte farklı bir etki bırakır her fırça darbesi. Kimi zaman uzaklara alıp götüren bir manzara, kimi zaman derin çizgilerle hayatın omuzlardaki yükünü anlatan bir portre…ama ne olursa olsun ruh’un tuvale aksi; kaderin, hayata aksi gibi.
Herkes kendinden bir şey buluyor aslında baktığında; bir tabloda, başkasının hayatında, sûretinde, zaaflarında, başarılarında, sevdalarında, aşklarında…ardından kendi hayatının tablosu çiziliyor hafızasında…ellerini başının arasına koyduğu zaman insan, hayatının her demi birer tablo olur gözünün önünde. Her tabloda tekrar yaşar geçmişteki sevinci, hüznü, pişmanlığı. Hatrına gelen her dem, yeni çizdiği resimde onun fırçalarına yön verir. Bundandır ki muhasebe yapan, hayatın muharebelerinde zayiyat vermez.
Bazı anları vardır insanın, yaşanmamış olmasını yeğler; her hatırlayış tazeler nedameti. Tuvalinden silinmek isteyen fırça darbeleri gibidir bu demler ; silinip hüzne boğmamak ister bakan yürekleri. Varlığında şikayetçi olur dokunan ele; üzerini setreyleyen bir boyanın gölgesinde nazarların muhataplığından kaçmak ister adeta.
Ah hüzün! Nasıl da nakşolmuşsun tuvale…yeni bir veda kadar can yakarmış ardımda bıraktıklarımın kulaklarımda çınlayan veda sözleri. Ah sevda! Nasıl da doku(n)muş fırçam, seni ebedi kılmak için tuvalime…kimler anlar ki suretimdeki çizgilerden içimde resmettiğim dünyayı, ardımda bıraktığım cam kırıklarını? Kimin gücü yeter ki tuvalimden silinmek isteyen fırça darbelerini setreylemeye? Ya da Sevebilirler mi beni, tüm silinmemiş anlarıma rağmen? Gerçi önce ben sevmeliyim yüreğimi, kendimi, hatalarımı; sevmeliyim varlığımın ötesindeki kaderimi, mürekkebi kurumuş, evvel hayatımı. Sevgiyle imar edebilirim ancak gelecekteki güzel demlerimi.
Avuçlarım, ellerimi misafir ettiği zaman gecenin ahirinde sevmeliyim hayatımın resmini. Sevmeliyim hayatımın figüranını; yüreğimi..O öyle mahsûn ki içimde, nazar kıldığım her tabloda yolumu kesen aynalarda güzel’i görmekten başka lüksüm, onu teselli etmekten başka yolum yok. Yolumu kesen aynalara akseden cemal’i seçebilmekle başlıyor hayatın lezzeti.
*Necip Fazil / aynalar yolumu kesti
nokta!
http://zaman.com.tr/haber.do?haberno=753227&title=tuvalinden-silinmek-isteyen-firca-darbeleri